Yemek Tarifi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yemek Tarifi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2013 Perşembe

"Çarşamba'yı sel aldı"... 108.Gün

Bildiğiniz gibi dün işyerleri tatildi, günü değerlendirebilmek açısından annem evde bir çay daveti verdi, ben de yamağı olarak elimden geldiğince (ve yaptığım hiçbir şeyi - tabii ki! - beğendiremeyerek) mutfakta çalıştım. Annem çiçeği burnunda bir dünür artık gene bildiğiniz gibi, kardeşim ve nişanlısı C.cığım ile sevgili annesi N. abla bizdeydiler.

Önce menüyü açıklayayım:

1 - Cevizli kek
2 - Nişastalı "mantar" kurabiye
3 - Kakaolu bisküvili muhallebi
4 - Kıymalı tepsi böreği
5 - Peynirli poğaça
6 - Patatesli çiğ köfte
7 - Çilekli / fıstıklı tartlar (misafirlerimiz getirmiş, lezizdi leziz!)

 Fırında son anda ısıtılmakta olan börek harici soframız.

Ne yaptım? Beklediğim gibi kendime hakim olabildim mi? Yanıt: koca bir HAYIR!

Bir önceki akşam, yazdığım gibi, akşam yemeğinin yanına ekmek niyetine bir tane poğaça ekleyerek tadına bakmıştım, bunu biliyorsunuz. Sonrasında kahvenin yanına kurabiyelerden de bir tane götürerek tadına baktığımı da biliyorsunuz. Bu "tadına bakma" durumunun ne biçim bir iş olduğunu ben yeni yeni kavrıyorum valla (normalde ben yemek yaparken tada bakmam ama bu sefer işler biraz karıştı ve hep baktım hep baktım!). Ama ertesi gün ne oldu, bilmiyorsunuz... Tam da şöyle bir dehşet tablosu oluştu:

108.gün
08:00
1 dilim tam tahıllı ekmek
 
1/2 dilim beyaz peynir
11:00
1 orta boy patates
 
2 adet eti form kepekli bisküvi
 
1/2 dilim kıymalı börek
15:00
1 orta boy patates
 
1 dilim kıymalı börek
 
2 poğaça
 
1/4  dilim çilekli tart + 1/2 dilim muhallebili tatlı
 
19:00
1 orta boy patates
 
1.5 dilim kıymalı börek
 
1 poğaça
21:30
1 poğaça

Önce listede görüp durduğunuz "1 orta boy patates" durumuna açıklık getirelim: birazdan tarifini de vereceğim "patatesli çiğ köfte" için biz 5 adet orta boy 2 adet de küçük boy patates kullandık. Fotoğrafta gördüğünüzün neredeyse iki misli köftemiz oldu ve yaparken, yaptıktan sonra, misafirlerle birlikte ve onlar gittikten sonra hep 3er 3er yedim. 3 tane muhtemelen 1 orta boy patatesten az yapacaktır ama ben her zamanki gibi "daha az" yazmaktansa "daha fazla" yazmayı tercih ettim, kandıracaksam kendimi bari kendi lehime kandırayım diye. :)

Böreklerden yedim, bu konuda kimseye bir şey açıklayabilecek durumda dahi değilim, çocukluğumdan beri sanırım en sevdiğim hamurişi annemin bu böreğidir, yüzyılda bir yapar, ben de uzun zamandır mahrumiyet halindeyim malum (!) bu nedenle de yüzümü dahi kızartmadan bulunca yedim diyerek dürüst davranışımdan ötürü arsızca bir hoşgörü beklemek niyetindeyim. Hem sonrasında Leslie'yle 5 mil yol teptim, belki birazcık da olsa dengelemişimdir?

Üstelik kek ve kurabiye yemedim ama bakınız... Kek bu sabahın kahvaltısı.

Hazır değinmişken, teyzeciğimin patatesli çiğ köfte tarifini de şuraya alayım, pek güzel olmuştu, kesinlikle tavsiye ederim (diyete uygun hale getirmek de elimizde bu arada bence) :
  • 6 adet orta boy patates
  • 1 su bardağı ince bulgur
  • 3-4 ad. sivri biber
  • 1 demet maydanoz (ben yarım demet koydum, tamamen maydanoz sevmez kişiliğim nedeniyle)
  • 10 adet taze soğan (ben 6 adet koydum)
  • 3 çay kaşığı kimyon
  • 3 çay kaşığı kırmızı biber
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 2 çay bardağı zeytinyağı (ben 1 bardak koydum)
  • 2 adet limon suyu
Patatesler haşlanıp soğuyunca rendelenir / ezilir. Bulgur (aynı ölçüyle) 1 bardak kaynar suda 15-20 dakika demlenir. Bu sırada içine koyacağınız malzemeleri ince kıyabilirsiniz. Demlenen bulgura patates ve tüm malzemeler ilave edilir, yoğurulur. Küçük köfteler yapılabilir, isterseniz yuvarlak isterseniz parmak. Afiyet olsun ;)



Taze soğan yerine bizde "frenk soğanı" denen chives da bence çok yakışır bu tarife. Bir daha yapacak olursam öyle deneyeceğim.

Şimdi gidiyorum, biraz iş güç derdine dalayım da dünün acıklı halini unutayım! :)


Not 1: Dün 1 Mayıs "Emek ve Dayanışma Günü" idi malumunuz. Günün vahşeti ile ilgili yazacak değilim, bir kez daha bir polis devletinde yaşıyor olmanın tüm ayrıcalıklarını yaşadı bizler için sokaklara çıkmayı göze alanlar. Hakkında yazmayacak olsam da, ufak da olsa değinmeden duramadım, çok üzgünüm tüm olaylar için...

Not 2: Mayıs ayı boyunca sizleri korkarım biraz Mehtap'ın listeleriyle karşılayamayacağım. Mola verme ihtiyacı duyuyorum çünkü artık oldukça kafamı daraltmış ve "diyet yapıyom ben" psikolojisine gömülmüş durumdayım. Gördüm ki "diyet" psikolojisi bende çok ters etki yapıyor, ben bunu yaşamamıştım geçen aylarda. Şimdi yiyorum ve sonrasında da diyet bozdum diye kendi içimde vicdani bir krize giriyorum. Kendimi bundan arındırmam lazım. Bu nedenle ana hatlarıyla Mehtap'ın verdiği listeyi takip edecek olmakla birlikte kendi kafama göre takılacağım 1 ay boyunca. Egzersizlerimi yapacağım. Haziran'da ise - eğer devam ediliyor olursa - tekrar hizaya gireceğim, yoksa fast week haftasından başlayarak sonuna kadar bir kez daha geleceğim. Eğer birilerini yarı yolda bırakıyorsam cidden üzgünüm ama kendi iyiliğim için bunu yapmam lazım.

Not 3: Bugün ve yarın dünün kefaretini ödemek için "yarı" fast week günü. Yani: öğünler harici sıfır karbonhidrat, öğle yemeği yemekhanede ne çıktıysa ama ekmeksiz, akşam yemeği salata.

27 Nisan 2013 Cumartesi

104.Gün: yeniden doğmuş gibi olmak!

Dünkü kabus günden sonra bugün kendimi yeniden doğmuş gibi hissediyorum resmen!

Sabah yazdığımda da söylediğim gibi, çok fena bir başağrısı ile süründüm gün boyunca dün ve bugün de öğlene kadar kafamın ardında bir yerler zonklamaya devam etti durdu. Ay tutulmasının etkisinin azalması ile birlikte hafifledi ve nihayet geçti. Sanırım gök olayları cidden çok etkiliyor beni çünkü ne şeker ne tansiyon ile ilgili bu rahatsızlık, öyle bir geldi, deldi, geçti!

Belki de migren kontrolü yaptırmalıyım, bilmiyorum ki...

104.gün
07:30
1 bardak limonlu sıcak su
08:00
1 dilim çavdar ekmeği
 
1 dilim beyaz peynir
 
2 yeşil + 3 siyah zeytin
 
1 tatlı kaşığı bal + 1 ceviz
11:00
1/2 elma
14:00
8 yemek kaşığı mercimek yemeği
16:00
1 çatal unsuz-yağsız çilekli pasta
18:30
somon fileto
 
kırmızı lahana salatası (cevizli, kuşüzümlü, yeşil elmalı, nar ekşili)
 
 
brokoli-havuç (buharda)
22:30
2 dilim ananas
23:00
1 parça bitter çikolata

Sabah kahvaltımı yaptıktan sonra bir süre oyalandım planladığım gibi ve sonrasında Leslie'ciğime takılıp 5 mili hafif başağrısına rağmen yaptım. Tabii ki, her zaman olduğu gibi, egzersizin fendi başağrısını yendi ve duştan çıktığımda kendimi çok çok daha iyi hissediyordum. Ara öğünümü yaptım, bir kahve aldım ve kendimi balkona attım. Hava sıcak, keyfim yerinde, kitabım elimde, daha ne isterim ki! Ah, bu arada orada saat 16:00 "çatal"ına takılacak olursanız şöyle diyeyim: ben yemedim, cebren ve hile ile yedirildim (annem kendine suç ortağı ararken pastasını zorla elime tutuşturup çok fazla ısrar edince çatalın ciddi anlamda ucuyla çeyrek lokmacık aldım o kadar). Ve ne kadar acaip dürüst bir insanım ki o çeyrek lokmaya kadar yazdım buraya, şahitlerim de var hani cidden lokma dahi değildi o! :)))

Teyzemin gönderdiği bir kırmızı lahana salatası tarifi vardı, kırmızı lahanaya bayılan bir insan olarak onu denemeye karar verdim bugün. Teyzemin gönderdiği tarifteki ölçüler yarım kırmızı lahana için, ben tamamını doğradım ama onun haricindeki malzemeyi olduğu gibi yaptım, yani aslında bir nevi malzemeyi yarıya indirmiş oldum. Böylece diyete de uygun olmuş oldu bir nevi:

Salatalık kıyılmış kırmızı lahanayı tuzla ovup 2 saat kadar beklettim. Sonrasında sıcak suyla yıkayıp suyunu sıktıktan sonra 1 limonun suyu ve 2 çorba kaşığı nar ekşisi ile karıştırdım. 1 yeşil elmayı rendeleyerek içine kattım ve 2 tatlı kaşığı kuş üzümünü (normalde de yaptığımız gibi kuş üzümünü önce bir süre sıcak suda bekleterek yumuşattım) ekledim. 10 cevizi elimle parçaladım ve karıştırdım. Son olarak 2 çorba kaşığı zeytinyağı gezdirdim.


Gerçek tarifinde lahana yarım olacak, ceviz göz kararı olmakla birlikte çok daha fazla olmalı(ymış). Zeytinyağı da daha bol olacakmış. Ama benim yaptığım haliyle de pek güzel oldu valla, bilginize.

Yemek için somon yapmıştım ve de buharda brokoli+havuç (hazır valla sebzeler, iglo markaydı yanılmıyorsam - kendim buharlamış değilim yani). Yanına bu salatayla misler gibi oldu. İçinde yer alan cevizin hatrına patates ya da ekmek yemedim ama gerek de olmadı, somonun kendisi zaten çok doyurucu bir balık. Tek falsom nar ekşisi gibi görünüyor bu durumda, onu da gün içerisindeki çok dikkatli davranışım ve yemekten bir süre sonra yaptığım ikinci tur 5 millik Leslie programı telafi etmiştir diye düşünüyorum. Bir de, aslına bakarsanız bu salata tabii en az 5-6 kişilik (o da, porsiyonu bol tutarak) ve tabii ki yarısından fazlası kaldı, dolapta şimdi. Yani, benim yediğim kadarındaki ceviz vb malzemenin miktarı da oldukça azalmış oluyor haliyle.

Derken duş, derken gevşeme ve televizyon karşısında "üf ya dolapta bozulacak bu kimse yemiyor ki!" diye mideye indirilen kalan ananas... Şimdi bir ufacık bardak kahve ile birlikte bunları yazdıktan hemen sonra kitabıma gömülmeyi ve de akabinde mışıl mışıl uyumayı planlıyorum (çikolata kahve bonusu anlayacağınız, yar saçların lüle lüle başağrısı sana güle güle demek için!)

Herkese şimdiden iyi Pazarlar! Yarın yazamayacağıma neredeyse eminim, Pazartesi sabahı sendromumla birlikte burada olacağız... ;)

17 Mart 2013 Pazar

Mutfak Marifetleri - 2

Ev bu aralar kalabalık: ben, annem, kardeşim ve iki teyzem birlikteyiz. öbürgün küçük teyzemin kızı da bize katılacak. haftaya cuma günü büyük teyzemin oğlu ve kızı ve onun kocası ile oğlu da gelecek, finalde ise küçük teyzemin kocası cumartesi öğlen gelmiş olacak. Haftaya Cumartesi akşamı yapılacak nişan için mevzi tutarak safları sıklaştırıyoruz arkadaşlar! :D

Şahane bir şey bu tabii ki, evde bir hareket, sofralarda kalabalık ve her kafadan çıkan sesler, insanın hoşuna gidiyor. Her şey daha bir eğlenceli böyle sanki... :)

Hal böyle olunca yemek derdi de başlıyor tabii, mutfak severler ve pratikler için büyük sorun değil aslında. Ben bir tek nişan günü diyeti ne yaparım diye strese girmiştim, sonunda o güne mahsus kalmak üzere biraz daha rahat davranabileceğime karar verince kendime gelebildim tekrar.

Yemek derdi diyorduk. Mutfağı sevdiğim ve yemek yapmayı da iyi bir terapi olarak gördüğüm için en sevdiğim ev işi mutfak işleri. Evdeysem zaten kimseye bırakmam yemek yapmayı, hafta sonları da mutlaka bende olur top. Dün akşam somonumla (hahahaha Özlemimin somonunu da kendime yonttum böylece) hava bastım sofrada, yanına gene Özlemimin hardallı patates salatası (ki lokma yemedim, tadına dahi bakmadım) ve roka salatası ve de klasik yeşil salata yapmıştım. Tıka basa doyduk, şimdi fark ettim ki foto yok bir şey yok!

Bugün de elime 900 gr ince dövülmüş piliç göğüs tutuşturularak "buyur cicim" dendi. Buyurdum derhal.

Tavukları şeritler halinde kestikten sonra suyunu salıp birazını da çekene kadar wokta yağsız çevirdim. Üzerine 2 küçük soğanı hilal şeklinde doğrayıp ekledim, aaaazıcık tuz, biraz kırmızı pul biber ve 1 de kapiayı dilimledim attım gitti. Kavurduktan sonra evde diyette olan tek kişinin kendim olduğunu hatırlayarak kalan 4 kişinin hatrına bir çorba kaşığı zeytinyağı ekledim ve şöööyle bir çevirdim hepsini. 2 büyük domatesi de mini mini doğradıktan sonra ekledim ve kapağını kapatıp altını iyice kıstım. 20 dakika sonra pek leziz bir yemeğimiz oldu. Normalde buna kekik ve fesleğen mutlaka katardım ama büyük teyzem bu aralar aldığı ilaçlar nedeniyle baharatlara karşı pek açık olmadığı için risk almak istemedim (tabağında herkes kendi ekledi). Pek güzel oldu benden söylemesi!


Fotoğraf pek de iştah açıcı görünmüyor zira kirli wokun içinde öööyle saçma sapan yemek öncesi apar topar cep telefonuyla çekildi (insan servis tabağına alır değil mi??) ama yine de koymazsam çatlarım madem çekmişim...

9 Mart 2013 Cumartesi

Mutfak marifetleri

Sabah alışverişi sonrasında 3 kap yemek (daha doğrusu 2 kap ve 1 tepsi yemek) pişirdim. Biri leziz oldu biliyorum çünkü yedim, diğer ikisi de pek fena olmamış gibi görünüyor, yemek pişirirken tatmak gibi bir huyum olmadığı için yedikçe bildiririm (fakat pek de fena olmadılar sanki!).

Tariflerini şuraya koyuvereyim istiyorum, belki birilerinin işine yarar. :)

Tüm tarifler 2 kişiliktir (ama, iki kişinin tıkabasa doyacağı şekilde) :

Fırında ızgara sebze

1 orta boy kabak
2 kırmızı çarliston biber (kapya)
2 yeşil dolmalık biber
10 mantar (ızgaralık olanlar, hani şu büyük büyükler)
2 çorba kaşığı zeytinyağı
Kırmızı pul biber
Fesleğen (kuru)
1 diş sarımsak

Zeytinyağının içine sarımsağı rendeledim, kafama göre kırmızı pul biber ve fesleğeni kattım, karıştırdım (siz kafanıza göre istediğiniz baharatı ekleyebilirsiniz, baharat koymayabilirsiniz, nasıl isterseniz). Kabakları halka halka doğradım (zar gibi ince olmamakla birlikte pek kalın da olmaması iyi oldu). Mantarları soydum (siz nasıl yaparsınız bilmem ama ben sulanmaması için yıkamam, kararmaması için de limonla ovmam) ve olduğu gibi bıraktım, saplarını ayırdım tabii. Kırmızı biberi boylamasına ikiye, yeşil biberi ise gene boylamasına ama bu sefer dörde böldüm. Zeytinyağlı karışmı mantarlar hariç hepsine ovdum (mantara da ovabilirdim ama nedense fobimsi bir şekilde sulanacağından korkup uzak durdum haha). Fırın tepsisine yağlı kağıt serdikten sonra üstüne sebzeleri dizdim, üstüste gelmemelerine özen gösterdim. Bu noktada isteyenlerin biraz tuz serpmesini önerebilirim sanırım, benim tuzla ilişkim pek olmadığı için ben koymadım. 200 derecede önceden ısıtılmış fırının orta rafında 20 dakika tuttum. Çıkarttım, yanına marul + soya filizi + pancar ekledim, yedim! :)




Tavuklu ıspanak yemeği

450 gram dondurulmuş körpe ıspanak
2 adet iiiiiiiiiiiiiiiiiiiincecik dövülmüş tavuk göğsü
1 kırmızı çarliston biber (kapya)
1 domates + 1 kaşık domates salçası (domatesiniz güzelse iki domates yeter, salça gereksiz olur)
1 orta boy soğan
1 diş sarımsak
1 çorba kaşığı zeytinyağı
Kırmızı pul biber

Zeytinyağını kızdırdıktan sonra kuşbaşı boyutunda kestiğim tavuğu ekledim, rengi dönene kadar çevirdim. Hilal şeklinde doğradığım soğanı ve elde ince kıydığım (ben ne kadar ince kıyarsam işte!) sarımsağı ekledim, bolca çevirdim durdum. Gözüme yeter göründüğünde kırmızı pul biberi, domatesi ve kapyayı ekleyerek biraz daha çevirdim ve domates suyunu saldığı an ıspanakları ekledim. Ispanaklar çözülene dek çevirmeye devam ettim, yumuşadıklarında salçayı da ekledim. Bu noktada belki biraz tuz eklenebilirdi, ben çooook az tuz koydum). Kapağını kapattım, altını iyice kıstım ve 20 dakika bıraktım kendi kendine takılsın. Altını kapattım, saklama kabına aldım, yarını beklemeye başladım. Fotoğrafı sevimsiz o kapta ama yine de koyacağım buraya madem çekmişim!



Mantar Sote

Bunun tarifini vermek bile gerekli değil tabii ama ne yapsaydım yani o 10 tanecik mantarı koca paketten çıkartıp paketin kalanı bozulsun diye beklese miydim? Madem pişirmişim, o zaman yazmasa mıydım? İkisine de "hayır!" yanıtı vererek yazıyorum (valla en az sağlıklı yemek bu olabilir tüm malzemeleri doğal olmadığı için ama evdekilerle idare etmek gerekince öyle oldu artık, sabah alışverişinde domatesi unutmasaydım iyi olacakmış!)

"Pakette kalan tüm mantarlar" (adet bilmiyorum vallahi ama soymakla harcadığım süre düşünülürse sanırım bin küsür mantar koymuş olabilirim! şaka şaka, sanırım 15 mantar falandı - ama böyle büyük büyük mantarlar bunlar)
2 yeşil dolmalık biber
1 soğan
1 diş sarımsak
1 çorba kaşığı zeytinyağı
Konserve doğranmış domates (en az katkılı olan Tat gibi geliyor bana, onu alıyorum ben de)

Zeytinyağı kızınca hilal şeklinde doğradığım soğanı ve elde kıydığım sarımsağı ekledim, çevirdim. Biberleri de kafama göre doğrayıp azıcık kavurduktan sonra mantarları (4'e böldüm her birini) ekledim ve karıştırıp durdum yüksek ateşte. Baktım ki bunlar artık iyi güzel döndüler renk olarak, 1 konserve domatesi ekledim, iyice suyunu saldığını görünce altını kısıp kapağını kapattım. 20 dakika tuttum ve sonrasında (artık pişmişti zaten) hem kapağını hem de ocağın altını açarak, ara sıra karıştıra karıştıra suyunu çektirdim. Aynen saklama kabına aldım, bir ara yiyeceğim!

 
Domatesi daha az ya da mantarı daha fazla olsaydı keşke diyorsunuz değil mi? Ben de öyle düşünüyorum henüz tadına bakmadan dahi. Ama mantar yoktu o kadar ne yapalım! Bir dahakine öyle yaparım :) Bir de, kıpkırmızı yemeğimde neden sanki donmuş yağ gibi turuncu şeyler çıktı fotoğrafta anlamadım ama onlar orada yok valla billa bak!

5 Mart 2013 Salı

Dalya için yolu yarıladık: 51.Gün

Bu akşam sanırım ilk kez fark ettim bünyemin 3 hafta öncesine kıyasla ne kadar güçlendiğini ve dayanıklılığımın ne kadar arttığını: bu yazıyı yazdıktan sonra aradan çıkartmam gereken bir adet iRo! yazım var (iRo! = ille de ROMAN olsun! = neredeyse 4 - yazıyla DÖRT - yıldır gururlu üyesi olduğum kitap kulübümüz) ve koskocaman bir Yaşar Kemal destanını yorumlamamız gerektiği için de çooook yoğun bir akşam olacağını şimdiden söyleyebilirim. Devamında gene iRo! için bir kitap araştırması yapmam gerekecek, bu sebeple de bu akşam her şeyi kısa kesmekteyim (cümlelerim hariç yahu şuna bak cümle uzadıkça uzuyor!).

Şimdi, her şeyi karmaşıklaştırmadan öncesine dönerek neden ve nasıl bu akşam bünyemin daha güçlü ve daha dayanıklı olduğunu anladığımı söyleyeyim: vaktim yok diye Jillian'ı sadece 1 doz yaptım. Üstelik de hafiften kaytardım korkarım... Şöyle ki, biliyorsunuz iki doz yaparken önce level 1'i sonra da hemen level 2'yi yapıyorum. Bu akşam da ikisini arka arkaya yaparım diye yola çıkarak level 1'le başladım. Level 2'ye geçtim, bir 5 dakika kadar yapmışken gözüm saate takıldı ve geç kalacağım korkusuyla olduğum noktada esnemeye başladım ve orada bıraktım. Yani, tek doz yapmış oldum. Ve, sıkı duralım, HİÇ yorulmadığım gibi sanki egzersiz yapmışım gibi dahi hissetmedim. Şimdi de sanki çok fena kaytarmışım gibi bir his var içimde.

Ama bu akşamlık edebiyat aşkım fitlik aşkımın önüne geçti ve işte yarı mahcup halimle buradayım.

Listemiz şudur efendim bugün:


51.gün
07:45
1 dilim ev yapımı kek
 
sütlü kahve (şekersiz)
10:45
1 elma
 
2 ceviz
12:45
zeytingyağlı kereviz
 
80 gr light ton balığı
 
1 dilim kepek ekmeği
16:00
sütlü kahve (şekersiz)
17:30
1 parça bitter çikolata
19:00
4 köfte
 
brüksel lahanası
 
salata

Kek dediğimiz şey dün akşam Banujum'dan yürüttüm kek oluyor. :) Tarifi şöyle (direkt kendisinin gönderdiği e-mail'den kopyalıyorum) :

Banu'nun Azaltılmış Şekerli ve Kakaolu Keki

4 yumurta
2 çay bardağı şeker
1 çay bardağı sıvı yağ (ben yarım çay bardağı kullandım )
1 adet vanilya
1 adet kabartma tozu
Yarım çay bardağı su
2 su bardağı un
2 yemek kaşığı kakao

Yumurtayı şekerle beraber çırpın. 1 bardak sıvı yağı ilave edin. Yarım çay bardağı suyu da ilave ettikten sonra iyice karıştırın. Daha sonra un, vanilya ve kabartma tozunu da ilave edin ve biraz daha karıştırın. Hamurun yarısını kek kalıbına dökün. Kalan yarısına kakao ilave edip karıştırdıktan sonra kek kalıbına dökün. 20-25 dakika kadar 150-160 derece fırında pişirin. Kek piştikten sonra 10 dakika soğutun ve kek kalıbını ters çevirin. Afiyet olsun.

Öğle yemeği saatinde şirketin öğle yemeği menüsünde fırın türlü görüp de sevinçle yemekhaneye çıktım ve türlü yerine patates oturtma duvarına tosladım. Bu iki oldu (ama bu benim hatam değil, bu sefer ben doğru bakmışım ama nedense onlar başka yemek getirmiş), yemek şirketine her an savaş açabilirim! Ne kırmızı lahana ne de marul yemek geçti içimden, sanırım çok sıkıldım onlardan artık son 1,5 aydır her gün bu ikisini yemekten. Salata büfesinden 1 servis kaşığı kadar kereviz alıp yedim ve sonrasında kös kös odama döndüm. Derken dank etti ve dolabıma light ton balığını diyetin taaa başında stokladığımı hatırlayınca hazine bulmuş kadar sevinerek konserveden direkt çatalladım, canıma değsin.

O listede görebileceğiniz gibi, bir adet saçmalık var bugün: çikolata! Çok fena tufaya düştüm okur! Bir tedarikçimiz tarafından binbir söz niyaz ve de tehditle o çikolatayı yedirtildim zorla. İnanılmaz gibi geliyor ama cidden öyle. Yedim. Kıramadım. Pişman değilim.

Ve şimdi huzurdan çekilerek kitap kulübü görevlerime dalıyorum. Sizleri teeek tek tek tek öpüyorum.

9 Şubat 2013 Cumartesi

26.gün: "Yeşil Çorba"

Dün akşam yazabilseydim iyi olacaktı ya, hafta içerisinde hastalıkla birlikte nasıl yorulmuşsam artık, akşam saat 8 gibi bir uyumuşum, arada bir iki saat uyanık kalmama rağmen sabah saat 9'a doğru zor uyandım. Normalde çok fazla uyuyan bir insan olmamama rağmen 2-3 ayda bir böyle olur bana, 12 saat uyurum, sanırım develerin su depolaması gibi ben de uyku depoluyorum (!?).

Uzun lafın kısası, dünün macerası bugüne kaldı arkadaşlar :)

Önce aşağıya dünün listesini bir alalım:


26.gün
07:45
sütlü kahve (şekersiz)
 
2 adet petitbeure bisküvi
10:30
1 elma
 
2 ceviz
12:30
1 orta boy haşlanmış patates
 
1 katı yumurta
 
1 dilim tam tahıllı ekmek
15:30
1 dilim tam tahıllı ekmek
 
4 yeşil zeytin
17:00
sütlü kahve (şekersiz)
19:00
"yeşil çorba"


Yemekhanede çıkan yemek çeşitlerinin hiçbiri diyete uymadığı için bir önceki gece haşladığım yumurtam ve patatesim ile iki dilim ekmeğim paşa paşa beslenme çantası olarak yanımda işe geldiler. Öğlen ve akşamüstü ekmekli patatesli karbonhidratı bol yiyeceğim için kendimce kahvaltı ve sabah ara öğününü hafif seçtim. "Kendimce" işte...

Fark ettiklerim: öğle yemeğini yedikten sonra yaklaşık 1 saat nefes dahi alamayacak kadar çok toktum, acayip fazla geldi. Ama...

Öyle bir acıktım ki sonrasında, sormayın gitsin! Karbonhidrat tabii, eridi gitti eşek sıpaları ve ben 15:30'a zor sabrettim o ara öğünü yemek için. Sonrasında da (sanırım bu kadar haftadır ilk defa bu kadar acıktığım için gün içerisinde bu kafamda yer etti) saat 17:00'e doğru midemin gene kazındığını hissettim. Korktum bunu böyle bırakırsam beynimde saplantı eder ve ben her şeye saldıracak hale gelebilirim diye ve bir arkadaşımın söylediği "bak sütlü nescafe iyi tıkıyor" sözü uyarınca bir kupa kahve içiverdim içine 1 parmak kadar süt koyarak. Evet, azıcık (çooook azıcık) dışına çıktım bu programın böylece ama bunun çok üzerinde durmamayı tercih edeceğim.

Akşam ise "yeşil çorba" olacaktı sadece yemekte. Yemyeşil (ve şaşırtıcı derecede lezzetli) bir şey yedim, aşağıya kendi tarifimi koyuyorum (çorba gibi değil, yemek gibi oldu bu yaptığım ama sanırım uygundur çünkü Mehtap Hn'ın - gene aşağıya aldığım - tarifine uygun gibi geldi bana).

Önce Mehtap Hn'ın tarifi:

Yesil corba icin bulabildiginiz butun koyu yesil sebzeleri (mesela ispanak, hindiba, broccoli, pazi, maydanoz, vs) buyuk parcalar halinde kesiyorsunuz, cok az suda 2 kasik princ veya bulgur ilavesi ile pisiriyorsunuz. 1 kasik zeytin yagi ekliyorsunuz. Koyu renkli bir corba kivaminda piserse daha iyi ama isterseniz ayni miktarda yag ile yagsiz tavada da pisebilir. Sarimsak, limon kullanabilirsiniz, istediginiz baharatlari ekleyebilirsiniz.

Şimdi, benim yeşil çorbam:

(Her biri yarımşar demet olacak şekilde) : pazı, ıspanak (ıspanak evde donmuş vardı, yarım paketini koydum), kara lahana, roka, küçük bir brokoli. Hepsini büyükçe parçalar halinde kestikten sonra tencereye tıkınız (büyük bir tencere tamamen doluyor, zaten sönüyor bu yaprakların tamamı bildiğiniz gibi). 2 diş sarımsak (benle birlikte yiyecek kişiler de sarımsak sevseydi ben 2-3 diş daha koyardım ama sevmiyorlar). 2 çorba kaşığı ince bulgur (şu "kısırlık" diye tarif ettiklerinden). 1 çorba kaşığı zeytinyağı. Azıcık tuz. Sebzeler sönünce üstünü geçecek kadar su ekleyip tıkırtıkırtıkır pişiriniz. Sebze su salar, su da var dedik çorba gibi olur dedik ama olmadı, yemeğe yakın bir kıvamlı oldu. Ama pek lezzetli oldu. Hiç blender mlender yapmadan da direkt kaselere koyduk, üzerine pul biberi serptik, afiyetle yedik.

Bugün ve yarın da benzer olacak, içine bu sefer Ö.'ciğimin tarifini de düşünerek yeşil soğan koyacağım, yakışacaktır eminim. Hafta sonu olmasının avantajını kullanarak her gün taze yapmak iyi olur diye düşündüm. Fotoğraf ise çekmedim, hem aklıma gelmedi (bir alışkanlık edinsem halbuki ne güzel olacak ama nerdeeee!) hem de yeşil yeşil belki pek sevimli gelmez diye düşündüm. Tadı görüntüsünden daha güzel ve üstelik de doyuruyor ben size söyleyeyim, korkmadan yiyiniz kardeşlerim :)

Doyuruyor dedim ya, ben sonrasında uyuyor olduğum için pek hissedememiş de olabilirim aslında ne yalan söyleyeyim şimdi bilemedim. Saat 22:00 - 23:30 arası uyanıktım, o ara midem aaaazıcık kazındı evet, iki bardak su içip yattım tekrar :)

Bugün ise mutlaka fotoğraf çekerek koyacağım buraya da.